|
NEYZENLER
Neyzenler
hakkında, özellikle Mevlânâ'dan önceki
neyzenler hakkında elimizde bir bilgi
yoktur. 13. asırdan îtibâren özellikle
mevlevîlik ile paralel olarak gelişen
neyzenlik sanatını icrâ eden neyzenler
hakkında yine bu tarihlerden sonra bilgi
sahibi olabiliyoruz.
Ney
üfleyenlere " Neyzen veyâ Nâyî
" denilmiştir. Bunun yanında,
neyzenlikte çok ileri gitmiş olanlara, üstâd-hoca
neyzenlere "Kutb-ı Nâyî " sıfatı
verilmiştir. 18. asırdan îtibâren bu ünvândan
çok, «neyzenbaşı» ünvânı kullanılmıştır.
Mevlevî âyinlerinin icrâsı sırasında,
bilindiği gibi bu mûsikî ile yapılagelen
mânevî ziyâfetin en önemli elemanı olan
ney ve neyzenler sayı olarak, diğer
sazlara göre üstündürler, bu bakımdan
«neyzenbaşı» ünvânı, bu neyzenlerin
en kıdemlisi ve üstâdına verilen bir
isim olmuştur; zâten, Mevlânâ, neyi, güzel
konuşan, manevî neşesi yüksek olan, mükemmel
insan demek olan «İnsân-ı kâmil» e
benzetmiş ve Mesnevî 'sinin ilk on sekiz
beyitinde bu benzetmeyi anlatmıştır. Bu
bakımdan ney, mevlevî mûsikîsinin icrâsında
sayıca ve mânen önemli bir yerdedir. Ney
sazını icrâ eden sanatkârlar, tarih
boyunca üç mertebeye sahip olmuşlardır;
Neyzenlik
Mertebeleri
1
.Mertebe : Neyzen
2 .Mertebe : Neyzenbaşı
3 .Mertebe : Kutb-ı Nâyî
Şimdi
bu üstadları kısaca anlatmaya çalışalım:
I.
DÖNEM
NEYZENLER
Kutb-ı
Nâyî Hamza Dede
Ahmed
Eflâkî'nin Âriflerin Menkıbeleri adlı
eserinden aldığımız rivâyete göre;
" Hz. Mevlânâ'nın Hamza adında bir
neyzeni vardı. Son derecede iyi ney üfleyen
üstâd, bir gün vefât eder. Dervîşler,
kendisini defnetmek için hazırlarlarken,
Mevlânâ gelir ve -Aziz dost Hamza kalk ! -
diye seslenir. Hamza Dede'de, -Buyur! - der
ve kalkıp ney üflemeğe başlar. Üç gün
üç gece semâ yapılır. Ancak, Mevlânâ,
evden çıkınca, Hamza Dede vefât
eder."
Sultan
Yavuz Sultan Selim zamanı neyzenleri arasında,
Nâyî Şeyh Murad, Neyzen İmam Kulu , Nâyî
Hasan , Neyzen Maksud gibi neyzenler sayılabilir.
Kutb-ı Nâyî Osman Dede, Galata Mevlevîhanesi
şeyhi Gavsî Ahmed Dede'nin dâmâdı ve
onun yerine 1697 de şeyh olmuştur. Osman
Dede, 18 yıl aynı dergâhın neyzenbaşılığını
yapmıştı. Hattat ve şâir olan üstâd,
ney üflemedeki üstün başarısı üzerine
«Kutb-ı Nâyî» diye anılmıştır. Bir
çok formdaki eserlerinin dışında, musiki
nazariyatı konulu Rabt-ı Ta'bîrât-ı Mûsikî
adlı nazarî eseri, Lâle Devri Türk Mûsikîsi'nin
belki de tek kaynağıdır. Sultan III.
Ahmed'den ve sadrâzam Dâmâd İbrahim Paşa
'dan büyük ilgi gören Osman Dede'nin, Sabâ,
Uşşak, Çargâh ve Rast makamlarında
mevlevî âyînleri, Mîrâciyye'si ve diğer
eserleri bugün elimizdedir. Vefâtı, 1929
olup, Lâle Devri'nin sonu ile aynı
tarihlere rastlar. Osman Dede'nin kabri, İstanbul,
Tünel'de bulunan ve Dîvân Edebîyâtı Müzesi
olarak bilinen, Galata Mevlevîhanesi' nin içinde,
semâhane girişinin sol tarafında, kayınpederi
Gavsî Ahmed Dede ve oğlu Şeyh Abdülbâkî
Sırrı Dede'nin kabirleri ile yanyanadır.
Kutb-ı
Nâyî "Küçük " Hamza Dede
(Birinci Hamza Dede ile karıştırılmasın
diye «küçük» lakabı tarafımızdan
konmuştur.)
1790'lı yıllarda vefât ettiği sanılan
Hamza Dede'nin resmi(!), öğrencisi, Neyzen
Mustafa Kevserî 'nin yazdığı, «Kevserî
Mecmûası» diye bilinen eserin başındadır.
İsmail Hakkı Bey'in nota kolleksiyonunda
Hamza Dede'ye âit saz eserleri bulunmaktadır.
Neyzen Torlak Dede (v.1650 ), Neyzen Yusuf
Dede (v.1670 ?), Neyzen, Hattat İsmail
Efendi (v.1723), Neyzen Rıza Efendi Neyzen
Musa (1728 ), Neyzen Derviş Hüseyin,
Neyzen Mehmed Çelebi ve Mustafa Dede(v.1727
), Çalılı Derviş Mehmed Dede (v.1798 ?),
Neyzen Mustafa Kevserî Efendi (v.1770 )'
leri ilk dönem neyzenler arasında
sayabiliriz.
geri
ileri
|